Maria Montessori, dünyanın her yerindeki çocukların eğitimine katkısı olmuş bir öncüydü. Çocuk eğitiminde çığır açan bir kadındı. Aynı zamanda İtalya’nın ilk kadın doktoru, üniversite profesörü ve aktif kadın hakları savunucusuydu. Hayatı hep mücadeleyle geçti;

Yaşadığı zamanda Avrupa da kadınların okuması gereksiz görülüyordu.

Mussolini ile çatıştı.

Hitler tarafından çalışmaları yok edildi.

Dünya insanı olmak için ülkesini terk etti.

Yaşamını, adıyla özdeşleşen dünyanın her yerine yayılan Montessori Eğitimi’ ne adadı.

Dünya barışı için çocukların toplumu değiştirebileceğine inandı.

Maria Montessori 31 Ağustos 1870 yılında İtalya’nın doğu sahilinde Ancona şehrinin Chiaravalle kasabasında doğdu. Annesi akademisyen bir aileden gelen zeki ve özgür düşünceli bir kadındı. Babası daha muhafazakâr ve yeni kurulan hükümetin bir bakanıydı.

Annesinin desteğiyle sadece erkeklerin gittiği teknik okulda mühendislik okumaya başladı. Bu okulda okurken biyolojiye olan ilgisi tutkuya dönüştü ve tıp okumaya karar verdi. Annesi dışında herkesin karşı çıkmasına rağmen tıp fakültesine başvurdu. 20 yaşındaki Maria okuldaki başarısı ve uzun süren ısrarları sayesinde Roma Üniversitesinde tıp eğitimi alma hakkı kazandı.

Maria Roma Üniversitesinde tıp eğitimi alacak ilk kadın unvanını aldı ve ülke çapında tıp okuyan ilk kadın oldu.Kısa zaman sonra muayenehanesi olan, araştırması yayınlanan bir doktor ve asistan oldu.

İşlerinden biri akıl hastanelerini gezmekti. Çok ilkel koşullarda insanlık dışı muamelelere tanıklık etti ve oradaki ortam karşısında dehşete düştü. Acil bir şeyler yapılası gerektiğini düşündü. Özellikle çocuklar üzerine yoğunlaştı. Zihinsel engelli çocukları büyük insanların koğuşundan ayırarak onlara özel bir bölüm hazırlattı ve kendi ismiyle anılan metodunun ilk tohumlarını burada atmaya başladı. Oradaki çocuklara doğru yaklaşımlarla, potansiyellerini ortaya çıkarabileceğini düşünüyordu.

Unutulmuş, umut kesilmiş ve insandan çok bir eşya gibi davranılan zihinsel engelli çocukları sevgi, ilgi ve beceri ile eğitti ve bu süre içinde kendi ürettiği materyallerle onlara okuma yazma bile öğretti. Marangozlara gidip onlar için malzemeler yaptırdı, duyularını harekete geçirip zihinlerini farklı çalıştırmaya çalıştı. 

Bu çocukları, 8 yaşındaki çocukların katıldığı, tüm İtalya’da yapılan bir sınava soktu ve asıl “mucize” burada ortaya çıktı. Montessori tarafından eğitilmiş zihinsel engelli çocuklar, sadece sınavı geçmekle kalmadı, normal okullarda okuyan normal çocukların birçoğundan daha yüksek puanlar aldı. Bu, “ilk Montessori mucizesi” olarak adlandırılır.“ Bütün zihinsel yetilere sahip olmayan çocukların, bunlara sahip olan çocuklarla aynı başarı düzeyi karşısında dehşete düştü. Bu başarıya İtalyan basını da büyük övgü yağdırdı.

Her şeye sahip olmayan çocuklar bunu başarabiliyorsa, bütün zihinsel yetilere sahip olan çocukların eğitimi nasıl olabilirdi!

1907 yılında karşısına eğitim teorilerini deneme fırsatı çıktı. Maria Roma’nın en kötü mahallelerinde oturan, okuma yazma bilmeyen asi çocukları denetim altında tutmak için bir projenin başına geçti. Buraya “Casa dei Bambini” (Çocuklar Evi) adını verdi.

Ona göre fırsat verilirse çocuklar tembelliğe değil çalışmaya odaklanmayı tercih ederlerdi.

O,’ çocuklar en iyi faaliyet içinde öğrenir’ dedi ve bunu mümkün kılmanın yolunu buldu. Yeni bir çevre yarattı. Çocuklara göre masa sandalye yaptırıp, uygun ortam oluşturdu ve metodunu bilimsel olarak uygulamaya başladı. Maria ürettiği günlük hayattan alınma materyaller, ilgi, alaka ve sevgi ile hem kendi metodunu geliştirdi hem de ikinci bir mucize gerçekleştirdi. Herkesin umudunu kesmiş olduğu bir çocuk grubu kısa zamanda 3-4 yaşında okuyup yazmaya, vahşiliklerin den kurtulup sosyalleşmeye, kendilerini, ailelerini ve çevrelerini güzelleştirmeye başladılar. 

Çocuk evini kurduğunda düzenlediği küçük törende Maria Montessori yanındaki arkadaşına şöyle söylemekteydi; “Bugün bu okulun açılışı pek fazla insanın ilgisini çekmiyor ama yakın zamanda çok kişinin ilgisi bu küçük okulda olacak.” Maria Montessori haklı çıktı ve bu okulun büyük başarısı kısa surede tüm dünyada ilgi bulmaya başladı. Parlamenterler, öğretmenler, ebeveynler, doktorlar ve din adamları mucizeyi kendi gözleriyle görmek için okula gelip ziyaret etmeye başladı.

1909 yılında ‘The Montessori Method’ adlı ilk kitabı yayınlandı. Tüm Batı Avrupa’da, ABD, Hindistan, Japonya, Çin, Avustralya ve Güney Amerika’da Montessori okulları ve dernekleri kuruldu. Amerika’da Anaokulları Magazini Dergisi’nde Montessori metodunun doğruluğunu kanıtlayan makale yazıldı. Henry Holmas, G. Stanley Hall, Maria Montesori’nin kitabını İngilizceye çevirmek istedi. Arjantin, Avustralya, St. Petersburg’da ilk Montessori sınıfları açıldı.

Montessori, eğitmenleri eğitmek için eğitim merkezi açtı. Bu eğitimde devrimin başlangıcıydı ve yine akademik dünyanın gündemine oturdu.

Daha sonra Londra’ da Gandi ile tanıştı. Ona ‘Size çocukların selamlarını getirdim’ dedi. Gandi Montessori eğitiminin felsefesi ile çok fazla ilgileniyordu. Bu yöntemi Hindistan’da ki sefalet içinde yaşayan çocukların kurtuluşu olarak görüyordu.

42 yaşında 1912 yılında kitabı The Montessori Method İngilizceye çevrildi. Dünya fenomeni haline geldi. Dünyanın her yerinde insanlar ondan ve eğitim sistemlerinden bahsediyordu. İngiltere’de ilk Montessori Okulu açıldı. Hindistan ve Japonya gibi uzak ülkelerde dahi insanlar Montessori sistemine geçiyorlardı. Maria konuşma yapmak ve bilgi aktarmak için tüm Avrupa’ yı dolaştı. Bu süre zarfında Avrupa’da “kişisel eğitim” adı altında birçok Montessori Okulu açıldı. 1913 yılında Amerika‘ da 100’ ün üzerinde Montessori Okulu vardı. Bunlardan biri Beyaz Saray’ ın bodrum katındaydı.

1949 yılında Birleşmiş Milletler temsilcilerine şöyle hitap etti.

 “Çocuklar çocukluklarının ilk döneminden itibaren çevrelerindeki insanları dünyayı keşfetmek için bir yardım kaynağı olarak görmeye alıştırılırlarsa, farklı ırklardan veya dinlerden gelen insanlara ürkek yada düşmanca tavırlar takınmaya yönelmezler.”

Maria Montessori